drsevilayzorlu@gmail.com
TEL : 0242 316 98 99
Cetad Antalya Bölge Temsilcisi
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
OBSESİF KOMPULSİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Yaygın şekilde mükemmelliyetçilik, duygusal katılık, esnek olamama, düzensizlik, ısrarcılık ve kararsızlıkla karakterizebir bozukluktur.

NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

Toplumda %1, psikiyatrik bozukluklarda %3-10, erkeklerde kadınlara oranla 2 kat daha fazla görülmektedir.

Genetik çalışmalarda 1.derece akrabalarda daha sık görülmektedir.

         BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Mükemmelliyetcilik, düzenlilik ve esnek olmayan bir tutum önde gelen özelliklerdir.

    Kurallar, düzenlemeler, temizlik ve düzgünlük gibi konularla aşırı ilgilidirler.

    İnatçılık boyutlarına varan bir ısrarcılık sık görülen bir özellikleridir.

    Sezgilerle karar verilmesi gereken durumlarda büyük bir kararsızlık gösterirler.Duygusal kısıtlanmaları vardır.

    Kendilerini ve içinde bulundukları koşulları ken­di denetimleri altında tutma arayışı içindedirler.

    Ayrıntılara gömülürler, olaylar karşı­sında çevresel kalırlar; yeniliklerin yerine sıradan uğraşları yeğlerler.

    Kişilerarası iliş­ki kurma, olaylara gülüp geçebilme, sıcaklık duyma gibi becerilerden yoksundurlar.

    Kendilerinden ödün vererek uzlaşmaya gelemezler. Otoriter bir tutum içindedirler, kendilerini işlerine ve üretkenliğe adamışlardır. Nesneleri biriktirirler ve bir türlü el­den çıkaramazlar. Çok eli sıkıdırlar, cimridirler.

    Obsesif-kompulsiflerin suratsız ve iç karartıcı tavırları oldukça çarpıcıdır. Duruş bi­çimleri ve hareketleri altta yatan katılıklarını yansıtıyor gibidir.

    Obsesif-kompulsifler, başkaları tarafından, esneklik ve kendiliğinden davranmak­tan yoksun, ancak çalışkan, gayretli ve becerikli kişiler olarak görülürler.

    Birçoğu, onların, inatçı, cimri, tahakküm edici, yaratıcı olmayan ve hayal dünyaları dar insan­lar olduğunu düşünür.

    Yapılacakları sürüncemede bırakma, kararsız kalma ve alışa­geldiklerinden değişik durumlarla karşılaştıklarında kolaylıkla sinirlenme eğilimi gös­terirler.

    Durmaksızın çalışıp didiniyor olmaktan büyük bir doyum sağladıkları için düzenli ve çok titiz olunması gereken işlerde gayretle ve sabırla çalışırlar.

    Kimisi bu dav­ranışları sistemli olmanın birer belirtisi olarak görürken; kimileri de, bunların, dar gö­rüşlülüğün, önemsiz ve değersiz olmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığını düşünür.

    Obsesif-kompulsif kişiler, özellikle organizasyon ve yeterlilik gibi konularla ilgilidirler, kurallar ve yapılan işlemler konusunda katı ve esneklik tanımaz bir tutum içinde ol­ma eğilimi gösterirler. Bu davranışları yüzünden başkalarınca mükemmelci, işgüzar ve aşırı kuralcı kişiler olarak görülürler.

    Obsesif-kompulsifler, toplumsal davranışlarında kibar ve resmidirler. Başkala­rıyla, düzeylerine ve içinde bulundukları konuma göre ilişki kurarlar.

    Eşitlikçi ol­maktan çok ast-üst olma ile ilgilidirler. Bu yüzden "üstün" gördükleri kişilere karşı çok farklı, "daha aşağıda" gördükleri kişilere karşı yine çok farklı davranırlar.

    Ob­sesif-kompulsif kişiler, kendilerinden daha yukarıda olanlara karşı hürmetkar, on­ların sevgisini kazanmaya çalışan, hatta "dalkavukluk" eden bir tutum içinde olur­lar; beceriklilikleri ve ağırbaşlılıkları ile onları etkilemek için olmadık yollara başvu­rabilirler.

    Birçoğu, otoriteyi temsil eden kişilerin güvenini kazanma ve onların ona­yını görme arayışı içindedir; içinde bulundukları konumdan emin değillerse, yoğun bir kaygı yaşarlar.

    Bu davranışları astlarına karşı olan tutumlarına büyük ölçüde ters düşer. O zaman oldukça otokratik, kınayıcı ve kendilerini üstün gören bir tu­tum içinde olurlar.

    Bu kendini beğenmiş ve küçümseyici tavır, genellikle kurallar, yasal düzenlemeler perdesi arkasına gizlenir.

    Bu kişiler, kurallara ya da kendilerin­den daha üstün otoritelere sık sık başvurarak kendi agresif yönelimlerini haklı çı­karmaya çalışırlar.

    Obsesif-kompulsifler, bilinçdışı dürtüleriyle, açığa vuran davranışları arasındaki çe­lişkiyi görmezden gelmek için çok çabalarlar. Bunu, kendilerini incelemekten kaçına­rak yaparlar. Dolayısıyla obsesif-kompulsifler, kendi dürtüleri ve duygularıyla ilgili ola­rak iç görüden yoksundurlar.

    Obsesif-kompulsifler iyi birer "organizasyon adamıdırlar”, bu yüzden "bürokratik kişilik” iyi bir örneği olarak kabul edilebilirler.

    Kendilerini vicdanlı, dürüst, diğerkâm (özgecil), sadık, vefalı, basiretli, sağgörülü ve sorumluluk duygusu taşıyan kişiler ola­rak görürler.

    Bu kişiler, kurumsal otoritelerin ilkelerini isteyerek kabullenmekle kal­mazlar, aynı zamanda bu otoritelerin isteklerinin ve beklentilerinin de hep "doğru" olduğunu düşünürler.

    Obsesif-kompulsifler, getirilen kısıtlamalarla özdeşim kurarlar ve kendi baskılanmış dürtülerini denetim altında tutmak üzere bunları içselleştirirler ve yine bu kısıtlamaları başkalarının davranışlarını düzenlemek üzere birer ölçü ola­rak kullanırlar.

    Kurumsal otoriteleri büyük bir çaba ile savunmaları çoğu kez övülme­lerini sağlar ve destek görürler. Böyle ödüllendirilmeleri ise toplumsal kurallara körü körüne boyun eğme tutumlarını sürdürmelerine yol açar ve ahlâki yönden kendileri­ni başkalarından üstün görme eğilimlerini güçlendirir.

    Başkalarıyla birlikte oldukları zaman kendi kendilerini yargılamalarında acımasız­dırlar. Ayrıca, başkalarına karşı sorumluluklarının olduğunu da söylerler.

    Başkalarını düş kırıklığına uğratmamaları ve daha da önemlisi başkalarını gücendirecek davranış­larda bulunmamaları gerektiğiyle ilgili duygularını dile getirirler.

    Öte yandan obsesif- kompulsifler, belirli bir ideal doğrultusunda yaşayamadıkları için, kendileriyle ilgili bir güvensizlik ve suçluluk duygusu yaşarlar ve bunun da çoğu kez kendi ambivalanslarından kaynaklandığının farkında değildirler.

    Çünkü, kendi, bilinçdışı otoriteye karşı gelme istekleri, onları toplumsal ülkülerine ulaşmaktan alıkoymaktadır.

    Kararsızlıkla­rını, öne çıkmadan önce bekliyor olma akıllılığı ile; yapılacakları sürüncemede bırak­malarını ise, yapacaklarının doğruluğundan emin olmadan önce bekliyor olma ya da yüksek standartları amaçlıyor olma ile mantığa büründürüyor olabilirler.

    Bu tür bas­makalıp görüşlerin, obsesif-kompulsif kişilerin katı kurallara bilinçdışı olarak uymak istememe isteklerini gizlemekten öte bir anlamı yoktur.

    Obsesif-kompulsifler "düşünmeksizin ve dürtüsel" davranan kişileri aşağı görür­ler; duygusal davranışı çiğlik ve sorumsuzluk olarak nitelendirirler.

    Onlara göre insan­lar birtakım "nesnel" ölçülere göre değerlendirilmelidirler. Başkalarına gösterilen tepkiler "yerleşik" değerlere ve geleneklere uygun olmalıdır, "kişisel" yargılardan yo­la çıkılmamalıdır.

    Ancak obsesif-kompulsiflerin hemen her zaman görmezden geldik­leri gerçek, kendilerinin bilinçdışı olarak nefret ettikleri kurallara başkalarının uyup uymadığına göre onları değerlendiriyor olmalarıdır.

    Oysa ki, bu kurallara gerçekten uyulması gerektiğine kendilerini inandırmak için başkalarına katı düzenlemeler geti­rirler.

    Belki de ancak başkalarının isyankâr dürtülerine bir sınır getirmeyi başarabilir­lerse, kendi isyankâr dürtülerine bir sınır getirebilmiş olmanın güvenini yaşayabile­ceklerdir.

    Obsesif-kompulsifler, aklı başında ve dengeli insanlar gibi görünüyorlarsa da, ya­şadıkları derin ambivalans ve yoğun iç çatışmaları dengelerini sürekli zorlamaktadır.

    Bu kişiler, dengelerini korumak zorunda oldukları gibi, yaşadıkları aykırı dürtülerin ve duyguların bilince çıkmasına ve davranış olarak açığa vurmasına karşı da kendilerini korumak zorundadırlar.Bunun için söz konusu bu bilinçdışı güçlerin açığa çıkması­na neden olabilecek olaylardan kaçınmak zorundadırlar.

    Dengelerini bozabilecek dış olaylardan kaçınmaları yeterince zordur, ancak daha da zor olanı, kendi duygularını denetim altında tutmaları, yani kendi içlerinden gelen ve kaçamayacak oldukları dür­tülere bir sınır koymalarıdır.Bunlarla başa çıkabilmeleri için bunlar ya biçim değiştir­meli ya da tümüyle silinip gitmelidir.

    Bilinç düzeyinde dayanılamayan bilinçdışı düşmanca duygular, çoğu kez yargıçlık, subaylık ya da cerrahlık gibi meslekler yoluyla toplumsal olarak kabul edilebilir yollara dökülerek ifade edilir. Katı bir biçimde ahlâka düşkünlük gösteren babalar ve "sevgi dolu" ancak çocukla­rını çok fazla denetim altında tutmaya çalışıp çabalayan anneler, aslında düşmanlık­larını örtme çabası içindedirler.

    Birçok obsesif-kompulsif in, özellikle başkalarını kızdırabilecek durumlarda ortaya çıkan kendilerini sevdiren, "yağcı", "dalkavukça" ve aşırı boyun eğici tutumları, gizli isyankâr dürtülerinin bir reaksiyon formasyonu (karşıt tepkisi) olabilir.

    Obsesif-kompulsifler, herhangi bir duruma gösterecekleri duy­gusal tepkilerinden de kendilerini yalıtırlar.

    Stres doğurucu olaylara ilişkin duyguları­nı ya frenlerler ya da bunları yüksüzleştirirler, böylece başkalarınca kabul görmeye­cek tepkiler gösterme olasılığına karşı önlem almış olurlar.

    Obsesif-kompulsifler oto­riteyi temsil eden kişilerin "buyurduklarına” karşı gelmiş olurlarsa ya da onların bek­lentilerini gerçekleştiremezlerse, yapmış olduklarını düşündükleri yanlışı "bozmak" için belirli birtakım törensel eylemler (ritüeller) yapmaya kalkışırlar. Böylece günah­larının kefaretini ödeme arayışı içine girerler.

    Obsesif-kompulsiflerin davranışlarının gerisindeki başlıca itici güç, kabul görme­yeceklerine ilişkin korku duymaları ve yaptıklarının uygun görülmeyeceğine ve bun­lar için cezalandırılacaklarına ilişkin endişeler taşımalarıdır.

    Verdikleri, beklentileri yüksek, mükemmelci ve kınayıcı ana baba öyküsünden yola çıkıldığında, korkularının nedeni daha da iyi anlaşılabilir.

    İs­yankâr ve öfke dolu duygularını açığa vuracaklarına ilişkin yaşadıkları endişeleri de, başkalarınca kabul görmeyeceklerine ilişkin korkularını daha da artırır.

    Toplum önünde gösterdikleri davranışlarının gösterişçi ve içtenliksiz olduğunu belirli bir dü­zeyde algılarlar.

    Dolayısıyla yaşadıkları kuruntular, başkalarına kendileriyle ilgili ne sundukları ile, bunların altında yatan düşman duygular arasındaki tutarsızlığı sürek­li çağrıştırıyor olabilir.

    Davranışları ne denli yetkin olursa olsun, kendilerini kanıtla­mak için ne denli çaba harcıyor olurlarsa olsunlar, içlerindeki ambians değişme­den kalır.

    Gerçek yüzlerinin anlaşılacağı olasılığına karşı her an tetikte olmaları gere­kir. "Gerçek" duyguları kolaylıkla açığa çıkabileceği için, kınanacak olma korkusunu da sürekli yaşarlar.

    Davranışları kınanabilirliğin ötesindedir; çünkü yapmaları istenen görevleri ve kendilerinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmede kılı kırk yaran bir tutum içindedirler.

    Obsesif-kompulsifler, astlarıyla olan ilişkilerinde genellikle onlara karşı uzlaşmaz bir tutum izlerler ve onlardan beklentileri yüksek olur. Bunları, derinlerde yatan ye­tersizlik duygularından ötürü yaparlar. Ayrıca başkaları üzerinde sağladıkları güç düşmanca dürtülerini ifade etmek için iyi bir çıkış yolu sağlar. Başkaları onların ölçü­lerini tutturamazsa onları paylar ve kınarlar.

    Obsesif-kompulsif kişilerle ilgili diğer önemli bir konu bu kişilerin mülkiyet ve sa­hiplikle ilgili tutumlarıdır.

    "Benim olan benimdir, senin olan senindir; sen benim sa­hip olduklarıma karışmadığın sürece, ben de senin sahip olduklarına karışmam" tu­tumu içindedirler.

    Çocuklukları sırasında birçok özlemleri ve istekleri karşılanmamış olduğu için, o sırada sahip olduklarına sıkı sıkıya yapışıp, onları korumaya çalışırlar. Genelde cimri ve verici olmayan kişilerdir.

    Obsesif-kompulsiflerin, sahip olduklarının güvenlik içinde olmasını ve kişisel mahremiyetlerinin olmasını istemelerinin daha derin ve çapraşık başka nedenleri de vardır.

    Başkaları kendilerine karışacak olursa, saygınlık ve mülkiyet paravanasının arkasında pusuda bekleyen isyankâr dürtülerinin, hınç dolu ve cüretkâr duygularının açığa çıkarılabilecek olduğundan korkarlar.

    Saygı görme ve saygı gösterme, bir çe­şit mesafeyi tutma biçimidir, böylece kendilerinden ve başkalarından gizlemek iste­diklerini gizleyebilirler.

    Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunun yerleşik düşünceleri şunlardır: BEN, HEM KENDİMDEN, HEM DE BAŞKALARINDAN SORUMLUYUM.

    İşlerin yapıldığını görmek için kendime güvenmeliyim. Başkaları çok savsak, işlerine gereken önemi vermiyorlar, işlerini boşluyorlar, çoğu zaman sorumsuzluk gösteriyorlar, yetersiz kalıyorlar ve kendi isteklerine öncelik tanıyorlar.

    Her şeyin en iyisini yapmak önemlidir.

    İşin doğru yapılabilmesi için bir düzene, yol, yönteme ve kurallara gerek du­yarım.

    Yol, yöntemim olmasa her şey darmadağın olur. Gereği gibi yapılmayan bir iş felâketle sonuçlanabilir.

    Her zaman en yüksek standartların tutturulması gerekir, yoksa her şey birbi­rine girer.

    Duygularımı tam anlamıyla denetim altında tutmam gerekir.İnsanlar benim yol ve yöntemlerime göre işlerinin gereğini yerine getirmeli­dirler.

TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Sıklıkla sıkıntılarının farkındadırlar ve tedavi arayışına girerler. Aşırı entellektüalizasyon eğilimleri ve duygularını ifade etmedeki güçlükleri yüzünden tedavi edilmesi güç hastalar olarak görülebilirlerse de psikoterapiye iyi yanıt verirler. Belirgin takıntı ve sıkıntılı dönemlerinde ilaç tedavileri önerilebilir.

 

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist & Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

twitter/ Dr.SevilayZorlu

 

 



& CA. Her hakkı saklıdır.